6 Ekim 2016 Perşembe
Ah bu CeHaPe yok mu?
Sene 1812 (Miladi takvimi bilmeyenler olabilir hani hicrî 1227'ler) Osmanlı Devletinin başında II. Mahmut var. O dönem halk veba salgınından kırılıyor. Hastalık İstanbul'da o kadar korkunç bir hal almış ki Padişahın emri ile sur kapılarına konulan gizli memurlar, bir günde, her kapıdan 50-60 ile 300 arasında cenaze çıktığını tespit etmişlerdi, şehir içinde gömülenler hariç. Zamanın gümrük emini tarafından tanzim edilen bir ilmühabere göre, bir buçuk ay içinde İstanbul'da günde 850-900 kişi ölmüş,(En düşük hesaptan yaparsak 38250(45*850) kişi 45 günde hayatını kaybetmiş) Ramazan da ise ölü sayısı 1200 kadar çıkmıştı. Galata ve Üsküdar'da ki bekar evlerinde ise durum hat safhadaydı(Bekar evleri: Anadolu'dan İstanbul'a çalışmak için gelen kişilerin kaldığı yerlere verilen isimdir. Osmanlı bu evlere gelenleri yerleştirerek bir tür kontrol mekanizması yapmaktadır.) Padişah ilk tedbir olarak bu evleri yıktırıyor. Salgın sırasında Padişah Beşiktaş'da ki sarayında bulunuyordu, ikindi namazlarına Ayasofya'ya gelirdi; Cenaze namazlarına katılırdı. O dönem yakınlarından bazılarını tavsiyesi ile, hastalığın def'i için, sultan Mahmut yatsı namazından sonra "Sûrei ahkaf" okunmasını emretmişti. Bunun üzerine halk dehşet içinde kaldı. Ramazan bayramında insanlar arası bayramlaşma münasebetiyle halkın birbiriyle ihtilâtı arttığından hastalık tüyler ürpertici hal aldı. Hastalıktan ölenlerin sayısı günlük 3000'e kadar yaklaştı. Ulemadan önde gelenler Padişaha müracaat ederek: "Sûrei Ahkaf Âd kavminin helak olacağını haber verir, böyle günlerde okunması gazabı ilahiye mucibdir" dediler emir geri alındı hatta geri alınmakla kalmadı evlerde dahi Kur'an okunurken bu sûrenin okunmaması emredildi. Hatta ve hatta o dönem Ramazan ayında bekçilerin davul çalması mani türkü okuması kahvehanelerde tavla, dama ve satranç vesair oyunlar oynanması yasaklandı. Evet bu okuduğunuz ve Kur'an-ı Kerim suresinin yasaklandığı dönem CeHaPe dönemine değil Osmanlı Devleti dönemine aittir. Demek ki İslam adına cihad ettiğini söyleyen bir devlette yeri geldiğinde dini yasaklarda da bulunabiliyormuş...
Geyik Muhabbeti ve Resneli Niyazi
II. Abdülhamit döneminde I. meşrutiyet ilanından kısa bir süre sonra Rus harbinden dolayı meşrutiyet ve meclis rafa kaldırılmış harp sonrası Padişah'ın katı kuralları ve baskıcı rejimi baş göstermiştir. Meşrutiyeti tekrardan ilan etmek isteyen İttaat ve Terakiciler bir türlü bunu başaramamışlardır. O dönem Sırp ve Bulgar çetelerinin isyanlarına karşı çok ciddi mücadeleler ile başarılar kazanan bir Üsteğmen Niyazi yüzbaşılığa terfi etmiş ve halkın gözünde saygın bir yere gelmiştir. İttaat ve Terakicilerin baskı altında gizli yürüttüğü çabalar çok fazla sonuç vermemiş ve Meşrutiyet bir türlü ilan edilememiştir. Bunun üzerine Niyazi komutan emrindeki yüz elliye yakın askeri ile dağa çıkmış. Bu isyan bayrağı meşrutiyetin ilanı için kırılma noktası olmuştur. 3 Temmuz günü başlayan Ohri dağı macerası 24 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyetin ilanı ile son bulmuştur. Halk niyazi komutanı bağrına basmıştır. Ordusuyla dağdan şehre indiklerine Selanik'te "Hürriyet Kahramanı" olarak büyük bir törenle karşılanmıştır. Dağda kaldığı sürede evcilleştirip yetiştirdiği geyiği de sembol olmuştur ki halk tarafından "Gazal-i Hürriyet" olarak bilinir. İşte ne olduysa Niyazi paşa için her şey bundan sonra başladı...
31 Mart ayaklanması sırasında İttaat Teraki ordusunun yetersiz kalması üzerine kendisinden harekat ordusuna katılması istenmiştir. Ordusu ile yardıma gelen Niyazi komutan Mustafa Kemal ile birlikte isyanı bastırmış lakin isyan sonrası ordusu ile şimdiki Gülhane parkına otağ kurmuştur. Ordu bir daire oluşturmuş ve ortasına da geyiği bırakmıştır. Uzun süre orada kalan orduyu gören İstanbul ahalasi askerlere durumu sorunca askerde Niyazi komutandan izinsiz bilgi vermemek adına soruyu geçiştirmek için "geyik muhabbeti" diye cevap verirmiş. İşte dilimizdeki geyik muhabbeti sözü Resneli Niyazi komutanın geyiğine kadar dayanır. Peki bu komutana ne oldu? Fedakarca çalışan bu komutan bir gemi de kendisine İttaat ve Terakiciler tarafından verilen koruma tarafından öldürülür. Bir karanlık suikaste giden Resneli Niyazi Paşa'nın cinayeti bugün daha sır perdesini korumaktadır. Kimsenin ne için neden öldürüldüğünü anlamadığı Niyazi komutan için halk şöyle demiştir:" Ne şehittir ne gazi pisi pisine gitti Niyazi"
30 Eylül 2016 Cuma
Helvacı İbrahim ve Arnavut Halil'in Ortak Aşkı
Köyünden kaçıp gelmiş bıyıkları yeni terlemiş İbrahim, kendine o zamanlar ketenciler çarşısı denilen Mısır çarşısında iş bulur. Bir helva tezgahının başında durur. Muşkara köyünden geldiği için kendisine önceleri Muşkaralı sonrasında ise Helvacı İbrahim denilmiştir. O dönemler büyük nüfusa sahip konak sahibi Yadigar Bölükbaşı güzeller güzeli 12 yaşındaki kızı kendisinden neredeyse 30-40 yaş büyük Çağşırcı hoca ile evlendirir. Erken yaşta anasını kaybeden Fatma iri yapısı ve erken gelişen vücudu ile konağın tüm işlerini ele alır bu yüzden babası kendisine atlıases(atlı zaptiye) der. Fatma babasının ölümünden hemen sonra 17 yaşında hocayı boşar. Babadan kalan parayı da sürekli genç delikanlılarla yer. İlk iş hocanın yamağı Seyyid ile evlenir ondan bir çocuğu olur. Seyyid'e de konağa kötü işlerini yaptırmak için aldırdığı Rahime aracılığıyla para teklif ederek boşar. İstanbul sokaklarında genç delikanlı avına çıkar işte Helvacı güzeli bunlardan ilkidir. Çarşıda gezen Atlıases gözüne kestirdiği delikanlıya Rahime aracılığıyla bir mektup ulaştırır türlü kelime oyunları ile dolu olan bu mektubu helvacı çırağı okuma yazması olmadığı için okuyamaz. Gidip bir katibe okutur. Mektup'ta kendisini konağa davet ettiği yazmaktadır. Helvacı katibe gidip gitmemesi yönünde soru sorar katip git fakat kendini kaptırma der. Helvacı konağa gözleri bağlı Rahime tarafından getirildi lakin o şatafatı o lüksü görünce kendisi gibi bir çulsuza bu kadının varmayacağını aklından geçirerek Atlıases'den izin isteyerek ona elini dahi sürmeden konaktan ayrıldı. Helvacıyı bir daha gören olmadı
...
Aradan yıllar geçti lakin Atlıases Fatma huyundan vazgeçmedi. 40 küsür yaşlarına gelmişti. Eski zenginliği de kalmamıştı. Yavaş yavaş konağın antikalarını da satmaya başlamıştı. O dönem bir Arnavut tellağı ağına düşürmüştü. Fakat helvacıda olanın aynısı Tellak Halil'de de oldu. Tek farkı Halil Atlıases'in konağı kaybetmemesi için çok para bulmak için yanından ayrıldı. Lale devri zamanıydı. Atlıases Okmeydanı'nda büyük bir sünnet düğünü olacağını duydu. Ona katılmak için konaktan ayrıldı. Sünnet töreni için geçiş töreni yapılıyordu. Atlıases gördüğü vezir karşısında şok olmuştu fakat bunu kimseye belli etmedi. Uzun bir süre Halil'i bekledi. Tellak Halil ise tellaklık ile bu işin yani konağı kurtaracak paranın kazanılamayacağını anladı. İşte o düşünceler içinde kendisine çok güzel fikri İspirizade Şehy Ahmet efendi verdi. İşte o lale devrinde çıkan isyanın tohumları atıldı. Kim derdi ki Helvacı İbrahim Padişah'ın sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olacak. İşte o gururlu genç saraya helvacı olarak girip okuma yazma öğrenip Padişah'ın en gözde veziri oldu. Atlıases sünnet düğününde helvacı güzelini görünce o yüzden şok olmuştu. Çünkü o cahil Helvacı İbrahim Sadrazam olmuştu. Yine kim derdi ki sevdiği kadının konağı için para kazanmak için yola çıkan Tellak Halil Patrona Halil olarak 12 yıllık Lale devrini bitirerek tahtan Padişah indirecek ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı öldürecek. İşte iki aşık birbirinden habersiz böyle bir serüvenin içine daldı. Bir aşk bir adamı Osmanlı Vezir'i yaparken birini de isyancı yaptı...
28 Eylül 2016 Çarşamba
Çakıcı'ya Sözümüz Yok
İzmir'in kavakları türküsünü bilenler orada başlıktaki kelimelerin nasıl geçtiğini çok iyi bilir. Bilmeyenler için o mısraları hatırlayalım.
Selvim Senden Uzun Yok
Yaprağında Düzüm Yok
Kamalı Da Zeybek Vuruldu (Yar Fidan Boylum)
Çakıcı'ya Sözüm Yok
Bu sözlerde çok fazla karıştırılan bir gerçeği gün yüzüne çıkaracağız. Aslında 3. mısrada geçen Kamalı'da kelimesi için çoğu kimse kesici bir aleti ya da bir enstrümanı düşünür. Aslında bunların olayla alakası yok. Önemli bir olaydan ileri gelmektedir olayın ve Çakıcı'ya neden sözümüz olmadığını da en güzel anlatan bölümüdür türkünün. Çakıcı aslında 17 yaşında bir çocuktur ve babasını vuran adamdan intikam aldıktan sonra Çakıcı olur ve dağlarda nam salar. Onu dönemin eşkiya efelerinden ayıran ise gelinlik kızların çeyizlerini vermesi zenginlere baskı zoruyla okul ve köprü yaptırmasından ileri gelmektedir. Kamalı kısmına gelmeden önce Çakıcı'nın asıl nam saldığı bölüme kısa değinelim. Çakıcı önde gelen bir padişah yanlısı konak sahibinden okul ve köprü yapmasını ister bu isteği yerine getirilmez. Çakıcı konağı basar. O sıra konakta sadece adamın eşi vardır ve kadın alt kattan gelen dumanları görünce yangın var diye bağırır. Çakıcı bunu görünce "yangın var diye bağırma be kadın Çakıcı geldi diye bağır" der. Kadında avazı çıktığınca Çakıcı geldi diye bağırır bunun üstüne kimse konağa yanaşmaz. Çakıcı evdeki tüm parayı alır ve köy muhtarına köyün köprüsünü yapması için teslim eder. İşte türküde ki konak yakma hikayesi de buradan gelir. Gelelim asıl konuya bu Kama nedir? Kamalı Efe Çakıcı'nın amcasının oğludur lakin Kamalı Efe padişah yanlısı ve zenginlerin isteklerini yerine getiren azılı bir eşkiyâdır. Dağlarda Kamalı'nın peşine düşen Çakıcı ilk gördüğü yerde Kamalı'yı öldürür. Halkın üstüne karanlık gibi çöken gaddar Kamalı ölünce'de halk bir nebze olsa nefes alır. İşte türkünün ikinci kıtasında geçen Kamalı'da Zeybek vuruldu sözü buradan gelir. Halkın sevdiği Çakıcı'ya da bu yüzden de söz(laf) yoktur. Padişah tarafından tutulan 300 kişilik Arnavut paralı askerlerini bir gece al aşağı edip bölgeyi Arnavut mezarlığına çeviren bu namlı efenin canını da ancak bir efe alabilirdi ki öyle oldu. Genç bir çocuk efe tarafından vuruldu. Başsız kolsuz ayaksız bedeni yoldaşları tarafından kendisini takip eden Cerkes çetelerine verildi. Çakıcı'ya sözümüz bu yüzden hiç olmadı olamaz da! Eşsiz eseri Haluk Levent'ten dinleyebilirsiniz...
28 Temmuz 2016 Perşembe
Maklubenin sindirimi
Ahmet Edip
Harabi'nin Vahdetname diye uzun bir şiiri vardır. Şiirin son
dörtlüğünde Harabi mısraları anlamayacaklara veya yanlışa yoracaklara meydan
okuyor ve aynen şöyle sesleniyor:
Vahdet sarayına girenler için
Hakkı hakkel yakın görenler için
Bu sırrı Harabi bilenler için
Birlik meydanında cevlan eyledik
Harabi burada mesajını net vererek gel gör diyor sonra konuş. Ülkenin
içindeki durumda bu durum lakin Harabi'nin söyledikleri gibi net değil ne yazık
ki...
Cengiz Çandar'ın abartılı bir şekilde Fetullah Gülen'i övdüğü video her
yerde dolanıyor. Çandar'a söven sayan dolu sosyal medya. Ya Nazlı Ilıcak, kadın
Merve Kavakçı Meclis'ten kovulurken yazılar yazarken çok iyiydi şimdi ise baş
Feto'cu oldu. Düne kadar tüm yandaş kanallar Ilıcak'ı kendi ekranlarına
çıkarmak için can atıyordu şimdi sövme yarışına girmişler. Bu akıl tutulması
yaşayanlar düne kadar insanları ergenekoncu diye suçlarlardı. İlerleyen yıllarda Kürtlerle yapılan süreç sekteye uğrayınca da önüne gelene terörist demeye başladılar.
Şimdi yeni argümanları Feto'cu. Şöyle kendi içlerinde başlasalar işe
anlayacağız da yok onu da yapmıyorlar sürekli çemberin ya kesişiminden
alıyorlar ya da dışından alıyorlar. Geçmişin arşivleri ortada hepsini de siz
kendi yandaş medyanızda yaptınız. 1 TL'lik madeni paranın üstüne Türkçe olimpiyatları
yazısını Süleyman Efendi mi yazdı? Ha yazdıysa yazık oldu Süleyman Efendiye.
Paralel devleti ele geçirmiş cümlesine karşı buna kargalar güler diyen Badem
Ağacı mıydı? Ha Badem ağacı söylediyse harbiden ağaçların en aptalıymış.
Pelsilvanya'dan aldığım samimi açıklamaya diyen başlayan sözü de sanırım Adiloş
bebe söyledi o zaman tanımasına gerek yok bunları. Hastalanınca zatı şahaneleri
geçmiş olsun sırasına girenlerde zaten Atos, Portos, Aramis ve Dartanyan'dı(!)
İçerde hiç bir şey olmadı zaten hasreti dindirmek için ülkeye kimse davet
etmedi "hocaefendi"yi. Kendi yazdı kendi oynadı devlet hep onundu
canı sıkıldı kendi devletine sızmaya çalıştı. Kusura bakmayın da hepiniz o
maklubenin tadına baktınız şimdi onu nasıl sindireceğiz diye
düşünüyorsunuz...
24 Temmuz 2016 Pazar
Eczacılık İçin 5N 1K
Eczacı: Eczacılık fakültesi veya Eczacılık Fakültesi’den mezun olmuş ya da Kanuna göre yabancı okullardaki eğitiminin yeterliliğini ispat ve tescil ettirmiş, eczacılık faaliyetlerini yürütmeye yetkili sağlık meslek mensubudur.
Eczacılık: Hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç ham maddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması ve hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmakolojik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkililiği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir.
Eczane: Bir eczacının sahip ve mesul müdürlüğünde, Kanuna göre açılmış sağlık hizmeti sunan sağlık kuruluşudur.
Mesul müdür: Serbest eczanede, hastane eczanesinde, ecza deposunda, ilaç üretim tesisinde, kozmetik imalathanesinde veya ilaç AR-GE merkezinde görev yapan sorumlu eczacıya verilen isimdir.
DERSLER NELERDİR?
DERSLER NELERDİR?
Matematik bilmeli miyim? Kimya dersim iyi olmasa da olur mu? Biyoloji çok gerekli midir?
Öncelikle ilk sene alan derslerine girmediğiniz için matematik, kimya, biyoloji ve fizik gereklidir arkadaşlar. İlerleyen dönemlerde size en çok kimya ve matematik lazım olacak. Özellikle derslerde kimya son ekini alan çok ders ile karşılaşacaksınız.(Analitik Kimya, Organik Kimya, Farmasötik Kimya…) Bundandır ki eczacılık mesleği için kimyanın önemi ayrıdır. Tabi bu demek değildir ki belli bir puan aldığınız halde kimya bilginiz yetersiz ise eczacılık mesleğini yapamazsınız. Çalışanın önünde hiçbir engel olamaz.
Farmasötik Teknoloji dersinizde ilaç hazırlama tekniklerini öğrenecek ve kapsül, ftil, ovül, şurup aklınıza gelebilecek birçok formu hazırlayacaksınız.
Analiz yapacak mıyız?
Analitik Kimya olmak üzere Farmasötik Kimya derslerinin pratik kısmında analizler yapacaksınız. Sizlere verilecek bir karışımın içinde hangi maddelerin olduğunu analiz edecek sonrasında ise o madeninin miktarını bulmaya yönelik deneyler yapacaksınız.
İlaçların hepsini nasıl öğreneceğiz? O kadar çok ki…
İlaçları Farmakoloji dersinizde öğreneceksiniz. İlaçların Etkinliklerini, vücutta nasıl ve ne kadar süre emilim gösterdiklerini, nasıl atıldıklarını, yan etkilerini, iki ilacın veya birden fazla ilacın birbiri ile olan ilişkisini, etkileşimlerini ve aklınıza gelebilecek birçok bilgiyi bu dersinizde öğreneceksiniz.
Eczacılık dört yıl mı beş yıl mı? Her kafadan bir ses çıkıyor…
Sevgili gençler Eczacılık, 2005 yılında alınan bir karar ile 5 yıl olmuştur. 1 yıl da zorunlu stajınız bulunmaktadır. Yardımcı eczacı olarak bir yıl zorunlu staj yapmalısınız ve o stajdan geçer not almalısınız. Toplamda 5 yıl eğitim hayatınız eğer eczane açmak istiyorsanız şayet 1 yıl zorunlu eczane eczacılığı stajını yapıp geçer not almalısınız.
Staj yapacak mıyız?
Evet arkadaşlar fakülteden fakülteye değişmekle beraber büyük ihtimal ikinci sınıftan itibaren yaz dönemlerinde staj yapacaksınız.(Eczane, Hastane ve Endüstri yani İlaç firmalarında Eczacı Depolarında ve hatta artık bilişim üzerine olan Sağlık şirketlerinde de yapabileceksiniz)
Tüm dersleri görmek istiyorum diyorsanız tıklayınız
MEZUN OLDUK YA SONRA?
Mezun olduktan sonra eczane açmak isteyenler için şöyle bir handikap var arkadaşlar, öncelikle eczane açacak arkadaşlarımız şunu bilmelidir ki, eskisi gibi istediğiniz yerde eczane açamazsınız yeni çıkan yasa ile 3500 nüfusa sahip bir bölgede bir eczane var ise bir ikinci eczanenin oraya açılmasına devlet izin vermemektedir.
İlaç firmasında çalışmak isteyenler ise stajlarını firmalarda yaparak o alanda tecrübe sağlarlarsa firmalarda kendilerine iş bulmaları kolaylaşır. Hastane eczacısı olarak çalışabilirsiniz.(Özel ve Kamu) Akademisyen olarak yolunuza devam edebilirsiniz. Yeni gelen yasa ile eczacılığa uzmanlaşma geldi. Uzmanlık sınavı EUS’a(Eczacılıkta Uzmanlık Sınavı) girebilir ve klinik eczacılık ve Fitofarmasi’de uzmanlaşırsınız. Sınavla ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayınız
13 Haziran 2016 Pazartesi
Diplomayı da gördün mü İsmet?
İşeyenleri görmüştün İsmet, hani tuhaf giyimli olanları hatta görüntülerden sonra psikolojin bozulmuştu İsmet. Kut'ül zaferinin mimarı Halid Paşa'da ağzına rakı sürmemişti İsmet, sadece vasiyetinde mezarına rakı dökülmesini istemişti. Sur'da insanlar ölmüyor İsmet, kuşlar korkup kaçıyor. Maden de açlık grevi yok İsmet, onlar boş zamandan canları sıkılmış bir avuç gezici. Akkuyu nükleer tesis değil İsmet, doğanın güzelliğine katkı sunacak bir projedir. Bombalar patlamıyor İsmet, havai fişeklerin hasar ve ses düzeyi arttı. Suriye'de insanlar ölmüyor İsmet, insanlar yeni güzellikler görmek için yola düştüler. Sivas'da insanlar yanmadı İsmet, coşkulu kalabalık hızını alamadı yanlışlıkla oteli yaktı hepsi bu. Filistin'de çocuklar ölmüyor İsmet, İsrail hep kendini savunuyor. Ülkende kadınlara tecavüz edilmiyor İsmet, hepsinin kendi rızasıyla oluyor bunlar. Hayat sana güzel İsmet; sahi, diplomayı gördün mü İSMET?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






