13 Haziran 2016 Pazartesi

Diplomayı da gördün mü İsmet?


İşeyenleri görmüştün İsmet, hani tuhaf giyimli olanları hatta görüntülerden sonra psikolojin bozulmuştu İsmet. Kut'ül zaferinin mimarı Halid Paşa'da ağzına rakı sürmemişti İsmet, sadece vasiyetinde mezarına rakı dökülmesini istemişti. Sur'da insanlar ölmüyor İsmet, kuşlar korkup kaçıyor. Maden de açlık grevi yok İsmet, onlar boş zamandan canları sıkılmış bir avuç gezici. Akkuyu nükleer tesis değil İsmet, doğanın güzelliğine katkı sunacak bir projedir. Bombalar patlamıyor İsmet, havai fişeklerin hasar ve ses düzeyi arttı. Suriye'de insanlar ölmüyor İsmet, insanlar yeni güzellikler görmek için yola düştüler. Sivas'da insanlar yanmadı İsmet, coşkulu kalabalık hızını alamadı yanlışlıkla oteli yaktı hepsi bu. Filistin'de çocuklar ölmüyor İsmet, İsrail hep kendini savunuyor. Ülkende kadınlara tecavüz edilmiyor İsmet, hepsinin kendi rızasıyla oluyor bunlar. Hayat sana güzel İsmet; sahi, diplomayı gördün mü İSMET?

19 Nisan 2016 Salı

Bir Saadet Zinciri Hikayesi

Telefonum çaldı. Efendim dedim. Kendini tanıttı liseden bir arkadaşım çıktı.
Nasılsın iyi misin faslından sonra girdi mevzuya işte bir işe girdim manyak para kazandırıyor sen de benim arkadaşımsın senin de kazanmanı isterim falan…
Sonra anlattı işte şu kadar para vereceksin sen de işin içine gireceksin dedi ve sistemi detaylıca anlattı. Hayır teşekkür ederim dedim ve kapattım.
Çevreme sordum, biraz araştırdım. Sisteme katıldığınızda, sistem en üstte yer alan Firavun’dan yana işliyor. Sen Mısır dönemindeki köleler gibi pramitler için taş bulup getiriyorsun sen de aynı şekilde bu sistem için yeni kurbanlar arıyorsun ve o kurbanların hayalleri üzerinden, sisteme girmek için ödediğin parayı çıkarmaya çalışıyorsun ve eğer çok sayıda insanı ikna etmeyi başarırsan biraz kazanıyorsun işte tüm mesele bu. Ülkemizde adına “saadet zinciri” deniyormuş sonradan öğrendim.
Askerliğim döneminde yine bir üniversiteli arkadaş sürekli bana mesaj atıyor.
Naber Abi nasılsın?
İlk zaman cevap verdim.
İyiyim sen nasılsın?
Karşı taraftan gelen cevap aynen şöyle.
Harika abi hayat süper gidiyor…
Sonrasında bir iki defa daha aynı muhabbet oldu. Ben cevap vermemeye başladım lakin o bana istisnasız her gün yazdı. Anlamadığım aynı ülkede yaşayıp yaşamadığımızdı. Nasılsın diyorum. Harika abi süper gidiyor falan.
Kardeş dolar arttı.
Abi müthiş bir gün!
Kardeş benzine zam gelmiş.
Hayat çok güzel abi.
Kendisinin sıradan bir üniversite öğrencisi olduğunu bilmeseniz, bu konuşmalarından ülkenin en zengin insanı olduğunu zannedersiniz. Neyse sonradan öğrendim ki bunlara bu uslup öğretiliyormuş, bir pazarlama yöntemiymiş. Onlar da sürekli çevresine gülücükler saçıyor, çok para kazandıklarını söylüyorlar lakin 25 kuruşa çay içilen mekanlarda sizlerle buluşuyorlar : )
“Abi yarın mesaj atacağım adrese gel sana hayatının en güzel şeyini anlatacağım.” Pat telefon kapandı.

Ertesi gün gerçekten de mesaj geldi. Gittim mesajda yazan adrese, bir otel. Otelde sunum yeri hazırlanmış ve sizi arayanın bu işi başaramayacağını bildikleri için de Firavunun bu kez daha profesyonel paralı askerleri gelmiş. Size sürekli farklı bilgiler ile sistemin ne kadar güzel işlediğini anlatıp her seferinde cümle sonuna “Sen de bu kadar para kazanmak istemez misin?” diye de ekliyorlar.
Tabi o zaman aklıma hani bu parayı ne satarak kazanacağız diye sormak geldi. Sordum, kendi ürünümüzü satıyoruz falan dediler. Ben de dayanamadım ve “Kardeş sabahtır bana neden sistemi anlattın? Ürünü anlatsaydın ya” dedim ve o zamana kadar neşeyle anlatılan sistem duvara tosladı.
Saadet ZinciriAslında yapılan basitti, ben seni kandırayım sen de durumu kurtarmak için üç beş arkadaşını kandır…
İnsanlara hayalleri pazarlıyorlar, bunun için de sürekli mutlu imajını çiziyorlar.
Bir kişinin gidip 6 kişiyi daha ikna etmesi aslında kulağa zor gelmiyor ama bu piramitte aşağıya doğru on kişi gittiğimizde kulağa inanılmaz gelse de toplamda sisteme dahil olan insan sayısı 60 milyonu aşıyor. Her dahil olan insandan en tepedekine de pay gittiğini düşünürsek 60 milyon insandan toplanan paranın ne denli büyük olduğunu anlamak kolaylaşacaktır sanırım. Tabi sistem bir yerde patlak veriyor ve bir anda yok olup gidiyor. Geride ise bu piramidin altlarında yer alan son katılımcılar kalıyor. Milyonlarca insan mağdur oluyor, birileri de onların mağduriyetleri üzerinden kazanarak ticaret yaptığını sanıyor…
Türkiye’de bir çok hayali şirkete dava açıldı. Umuyorum öğrencileri dolandıran bu şirketlerin daha fazla üstüne gidilir. Network marketing adının arkasına gizlenerek de yürütülen bu saadet zinciri veya ingilizcesiyle pyramid scheme aldatmacası denilen bu çılgınlığın sonu yok…
Gelelim neden bu konuyu irdelediğime “Meslekle alakası nedir?” sorusunun cevabına. Arkadaşlar bu konu artık eczacılık fakülteleri içinde de var olmaya başladı ve bir çok öğrenci mezuniyetini beklemeden okullarını bıraktı ve bu bataklığın içine daldı.
Şimdilerde iş çığırından çıktı ve eczacı odalarına kadar yayıldı. Bir çok eczacı odasında, yöneticilerin bile bu işi yaptıklarını görüyoruz.
Bunu rahatlıkla açıklıyorlar. Network işinden farklı gibi bilmem ne diyorlar. Aynı şekilde bu arkadaşların da bir kere doğru dürüst ürün tanıttığını görmedim. Sürekli sistemi anlatıyorlar. Efendim sistemle Mercedes almış. Ayda bu kadar para kazanmış…
Arkadaş ayda o kadar para kazanıyorsan eczacılığı bıraksana ne işin var daha eczacılıkta bu işe daha fazla vakit ayır. Ayrıca bu kandırmacaya mesleğimizi ve odaları alet etmeyin. Bu iş, bir yatırım veya ticaret değil, ben seni kandırdım sen de git 6 kişiyi kandır mantığı üzerine kurulu, ortadaki ürünün ise sadece formaliteden dolaştığı bir aldatmacadan ibaret.
Bunu eczacı odalarında yapanlara sesleniyorum: “MESLEĞİMDEN UZAK DUR!”

2018’e hazır mıyız?


Yazının başlığı sizi biraz şaşırtmış olabilir çünkü 2016’ya yeni merhaba dedik. Eczacılar olarak 2016’ya dair çözülmesini beklediğimiz bir çok sorunumuz var. SGK protokolü bunların en önemlisidir.
Bu SGK protokolüne meslek hakkı girecek mi? Girmeyecek mi? Aslında bu konuda meslek hakkı asıl dönüm noktası olacak çünkü diğer tüm maddelerdeki değişiklikler günü kurtarmaya yönelikken meslek hakkı eczacılığın geleceğini kurtarmaya yönelik olacak.
Bugün bu sorunlardan değil de ileride 2016’dan sonra bizi bekleyen sorunu ele alacağım. 2018’e götüreceğim sizi. Aslında meslektaşlarımız arasında çokça karıştırılan bir konuyu da ele almış olacağım. Yardımcı eczacı konusunu irdeleyeceğim. Peki, bunun 2018 ile ne alakası var?
Meslektaşlarımız yardımcı eczacı ve ikinci eczacı kavramlarını çok karıştırırlar, özellikle eczanesinde eczacı çalıştırmak isteyen meslektaşlarımız arama işini yaparken “eczanemde çalışmak üzere yardımcı eczacı arıyorum”diye yazarlar. Değişen 6197 sayılı kanunun yönetmeliğine göre böyle bir şeyin olması imkansız. Çünkü eczacılık camiası daha yardımcı eczacılar ile karşılaşmadı. Yasada, yardımcı eczacı ve ikinci eczacı tanımları şöyle yer alıyor:
YARDIMCI ECZACI
6197 sayılı kanun 4. Maddesinin v bendi: “Yardımcı Eczacı: 2013 ve daha sonraki yıllarda eczacılık fakültesinde okumaya hak kazanmış olup mezun olduktan sonra serbest eczane açmak veya serbest eczanelerde mesul müdür olarak çalışmak için en az bir yıl müddetle hizmet sözleşmesine bağlı olarak mesul müdür eczacı ile birlikte serbest eczanelerde veya hastane eczanelerinde çalışan eczacıyı, ifade eder.
İKİNCİ ECZACI
Serbest eczanelerde, eczanenin sahip ve mesul müdürü olan eczacının yanında reçete sayısı ve/veya ciro gibi kriterlere göre çalıştırılması zorunlu olan veya isteğe bağlı olarak bu kriterlere tâbi olmaksızın da çalışabilecek eczacı veya eczacıları, ifade eder.
Yani değerli meslektaşlarım şuanda yardımcı eczacı unvanına sahip kimse yok, dolayısı ile eczanenize size yardımcı olması için aldığınız eczacılar da aslında ikinci eczacı. Siz eczanenize ya mesul müdür atarsınız ya da yanınıza ikinci eczacı alırsınız. Meslektaşlarımızın bazıları da “3 milyon ciro yapıyor” (Aynı kanuna göre 3.5 milyon ve üzeri ciro yapanlar ikinci eczacı çalıştırmak zorundalar) görünmemek için bu yola başvuruyor gibime geliyor.
Hazır yardımcı eczacı nedir ne değildir sorusuna cevap aramışken bizi 2018’de ne bekliyor ona da cevap bulalım. 2013 senesi ve sonrasında eczacılık fakültesine girenler için 5 yıllık fakülte eğitiminden sonra zorunlu olarak 1 yıllık staj getirildi. Yasaya göre eczane açmak isteyen ve eczane de çalışmak isteyen en az bir yıl bir eczanede ya da hastane eczanelerinde çalışmak zorunda.
(Bana göre burada yönetmeliğin değişmesi gerekir çünkü öğrenci illa eczane ve hastanede mi staj yapmalı? Endüstri, akademi, SGK vb. Düşünen öğrenciler ne yapacak? Bu da apayrı konu)

Şimdi gelelim sorunun en büyük kısmına. Bu stajer/İntern/Yardımcı eczacıların staj boyunca maaşlarını kim ödeyecek, sigortalarını kim yatıracak?
Yasa diyor ki “Yardımcı eczacılara asgari ücretin bir buçuk katından, ikinci eczacılara da asgari ücretin üç katından aşağı olmamak üzere taraflarca belirlenecek ücret ödenir.”
Kısa bir hesap ile yardımcı eczacıya min. 1950 TL ikinci eczacıya min. 3900 TL (Burada da bir sıkıntı var. TEB’in belirlediği mesul müdür maaşı 2800 TL iken ikinci eczacının alacağı ücret en az 3900 TL) olacaktır. Şimdi yasada taraflar diyorsa ihale eczane eczacılarına kalacak. Peki hastane de isterse taraf devlet olacak. Endüstri isterse özel kuruluş. Şimdi bu kadar masrafın altına eczacı girmek ister mi? Bana sorarsanız zor. Kim uygulatacak yasayı TEB ve odalar çünkü aynı yasa eğer öğrenci kendi eczane bulamazsa bulunduğu ildeki odaya başvuracak oda buna bulacak diyor. Peki Odadaki yönetici kimi seçsin? Cirosu yüksek olanı seçmek isteyecek çoğu da ikinci eczacı çalıştırıyor olacak. Nasıl bir çözüm bulacak? Çalıştırmayan da 3 milyon TL’nin altında ciroya sahip olacak. Ben işin içinden çıkamadım.
Bu eczanenin seçimi odaların insiyatifine bırakılırsa ve eczaneye itiraz hakkı da tanınmazsa oda yönetimleri bu seçimi bir tehdit malzemesi haline getirirse ne olacak?
Kısacası yardımcı eczacı ve ikinci eczacı tanımları ve uygulamayı planladıkları yol, yeniden revize edilmelidir. Bu iş eczacı odalarının insiyatifine bırakılmadan, açıkça detaylandırılmalıdır. Yoksa dile kolay iki yıl sonra yaklaşık 3 bine yakın işsiz eczacı olacağı ve 10 yıl sonra da bu rakamın 15 bin olacağı söyleniyor. Ben 2026’dan değil 2018 den bahsettim.
Eczacılığın geleceğini konuşacaksak durum ortada; 2018’de çıkacağı muhtemel bu sıkıntılara bile şimdiden çözüm bulamazsak, uzmanlık yasasıydı, klinik eczacılıktı bunlardan medet ummayalım!

Ecz. Erdal Erdoğan Kart

10 Ocak 2016 Pazar

Sosyal Medya Dezenformasyonu

Sosyal medya üzerinden bir insana nasıl zarar verilir? Aslına bakarsanız önceleri bunun zor olduğunu düşünürdüm lakin ülke siyasetinin içerisinde bulunduğu durumdan dolayı bunun kolaylaştığını görüyorum. Bir fikir beyan ediyorsunuz. Fikriniz herhangi bir cenaha yakınsa yandınız. Hatta resmi facebook ya da twitter hesabınız dahi olsa yandınız. Neden mi? Çünkü anında sizin sahte hesaplarınız açılır ve sadece o fikrinize paralel paylaşımlar yapılır. Anlamak için takipçi sayısı atılan twetler yapılan paylaşımların tarihine bakmanız yeterlidir. Metin Akpınar geçenlerde bir fikir beyan etti. Sosyal medya hesabı olmayan bir sanatçımız. Şuanda bakın bir sürü sahte hesabı var ve sadece o düşüncesine paralel paylaşımlar yapılıyor. İnsanlar da bunu Metin Akpınar paylaşıyormuş gibi düşünüyor ve rt ediyor ya da paylaşıyor. Aslında o konuyla ilgili belki Akpınar tam tersini düşünüyordur. Akpınar adına açılmış iki sahte hesap var. Birincisi: https://twitter.com/Metin_Akpinarr
Bu hesaplar anında patlıyor artarak gidiyor. Sanatçı çıkıp o ben değilim dese de iş işten geçiyor. Halkımız kendi kaptırıyor bir kısım “çok yaşa Metin Akpınar” derken bir kısım “Allah belanı versin sende hain çıktın” diyor. Haberi olmadan bir sanatçı bir kısmını sevindirip bir kısmını üzüyor. Öyle kaptırıyor ki insanlar birisi de çıkıp yahu bu o değil demiyor. Bilen de işine geldiği için söylemek istemiyor. Diyanet ile ilgili yaşanan sıkıntı ise tamamen farklı bir boyuta geçti. Birileri sırf siyasi fikrine uygun diye diyaneti yerden yere vuruyor bir kısım yanlış olduğu halde savunmak için çırpınıyor.(Şahsi düşüncem din devletin tekelinde olamaz Diyanet kaldırılmalıdır. Çünkü farklı tüm mezheplerden vergi alıp sadece bir mezhebe hizmet etmek günahtır. Ayrıca ateistlerde var onların vergisi ile maaş alan alimi neden zor durumda bırakıyorsunuz. Neyse bu ayrı konu. Sosyal medyaya devam J) En son hadise de diyanetin suçu var öyle soru soran sapığa cevap verme ya da özelden yaz kardeşim.(Verdiği cevap kaynaklıdır kişisel yorum yoktur. ) Gelelim diğer soruna “Müslüman olmayan ile evlenilmez” denildi adamlar diyanetten alevi yorumu diye patlattı kimse asıl haberi okumadan sürekli paylaş butonuna bastı. Sonuç dezenformasyona uğrayan bir haber viral şekilde yayıldı.  Aziz Sancar olayı apayrı zaten adam sosyal medya ile ilgilenmiyordu dahi. Bir anda adına sahte hesaplar açıldı. Bu sefer milliyetçi cepheden bir şarlatandı bu çünkü twetler ırkçılık kokuyordu. Bir bilim insanın aklından geçiremeyeceği şeyler sanki o söylüyormuş gibi rahatça atılıyordu. Bilim insanı Nobelli sanatçı türkücü dinlemiyor insan duygusunu sömürenler her telden çalıyor. Sağ sol ayırmıyor yeterki sömüreceği bir şey olsun. Son hadise ise Ayşe öğretmen vakası emin olun ayşe öğretmene karşı olup twet atanların çoğu neden karşı olduğunu bilmiyor çünkü videoyu izlemediler dahi. Beyaz’a karşı olanlar ise neden karşı olduğunu bilmiyor. Açılan etiketlere bakalım. #AyşeÖğretmenYalnızDeğildir #TürkPolisindenÖzürDileBeyaz kutuplaşma sonucu doğan iki başlık. Birinci Etiket anlık duygu patlaması ile program sırasında açılan bir etiketti. İkincisi ise neden açıldı bilmiyoruz. Çünkü ne devlet ne polis kelimesi geçmemiş bir durum yaşandı. Sonrası ise Beyaz vatan haini oldu. Gelelim bu durum sonrası Beyaz’ın başına gelenlere: Beyaz ile ilgili bir sürü zaytung vari haberleri yandaş basın girdi. Üstüne bir sürü sahte twitter hesapları açıldı. Beyaz bir sahte hesap da devletten özür diliyor bir sahte hesap da çocuklar ölmesin diye twetler atıyor.
Beyaz adına açılan sahte hesap: https://twitter.com/BeyazitOzturrk
Bunları yapanlar ise insanların duyguları üzerinden prim yapmaya çalışan asalaklardır. Her şey bir kenara ülkemizde sosyal medya üzerinden dahi bir insana nasıl zarar verilir gözlerimizle görüyoruz.

31 Temmuz 2015 Cuma

Zorunlu Açıklama

        19 Temmuz 2011 de yazmış olduğum İnsanlık adlı şiirim birileri tarafından sosyal medyada Kazım Koyuncu ismi ile paylaşıldı. Bir çok facebook sayfaları ise şiirimin ilk mısrasını sansürledi oysa ben bu şiiri yazarken tüm Anadolu coğrafyasını düşündüm. Şiirimin orijinal halini yayınlıyorum.

İnsanlık 
Türk'üm dedim hadi lan faşist dediler.
Kürt'üm dedim hadi lan bölücü dediler.
Laz'ım dedim hadi lan devşirme Rum dediler.
Çerkes'im dedim hain Ethem'in torunları dediler.
Alevi'yim dedim dinsiz kızılbaşlar dediler.
Ezidi'yim dedim Yezid'in pis soyu dediler.
Arap'ım dedim pis yobazlar dediler.
Ben dedikçe onlarda bir şeyler dedi.
İnsanım diyecektim ama...
İnsanlığa ait her şeyi yok ettiler!
Erdal Erdoğan


20 Temmuz 2015 Pazartesi

İsyan et!

İsyan et kardeşim, faşizm ırk ayırmıyor
İsyan et kardeşim, umudumuza kurşun sıkıyorlar
İsyan et kardeşim, canımızdan can alıyorlar
İsyan et kardeşim, kardeşliğimize ölüm serpiyorlar
İsyan et kardeşim, hayallerimizi karartıyorlar
İsyan et kardeşim, acımıza acı ekiyorlar 
İsyan et kardeşim, ölümle sınıyor bu düzen bizi
İsyan et kardeşim, özgürlüğümüze kastediyorlar
İsyan et kardeşim, yeter yumruğunu sıktığın!
Erdal Erdoğan
20,07,2015-Suruç
Anıları önünde saygıyla...

15 Aralık 2014 Pazartesi

Sen Aşktan N anlarsın?

Sen aşktan "N" anlarsın kızım!
Gelip geçici bir heves gibi bakıp
Özlemsiz günleri yaşamazken sancılı akşamlarda
Her dem bu acıyı yaşayanları görmezken sonbaharın sonunda 
Kayıtsız kalmışsan yüreğin kıpırdarken sevdanın doruklarında 
Sen aşka ihanet etmişken puslu ve sisli bir günde
Uyanmamışsan karın ağrısı sanıp kalp ağrısını sabahın beşinde
Duymuşsan varlığını bu mucizenin sağır kalmışsan 
Her dem seni düşüneni yok saymışsan hayal dünyanda
Geleceğini tarumar etmişsen kalp bahçesinin
Vurmuşsan en dibine mışlı geçmiş zamanların
Gözlerine perde çekmişken göreceğin güzelliklere
Bir hareketi çok görmüşsen ayaklarına 
Kalmayı denemezken hiç bir zaman 
Sürekli gitmenin varlığına inanmışsan kalbin atarken
"Yok yok olamaz"diye kendini kandırmışsan 
Her dem üzmeyi alışkan görmüşken kendine 
Kaçmayı bir ideoloji bilmişsen hayatına 
Ben ahmed Arif olsam ne sen Leyla Erbil olsan ne?
Yürek olmadıktan sonra sende?
Sen aşktan "N" anlarsın be kızım!